HIV İnfeksiyonlarının Laboratuvar Tanısı
HIV İnfeksiyonlarının Laboratuvar Tanısı Günümüzde, HIV infeksiyonlarının tanısında, kısaca “serolik yöntemler” olarak tanımlanan laboratuvar tekniklerinden yararlanılır. Tüm Dünyada, tarama ve tanı amacıyla başvuranlar ilk uygulama, HIV ile infekte olan bireyler de bir süre sonra ortaya çıkan ve etken virusa karşı oluşan spesifik ANTİ-HIV antikorlarının ELISA tekniği ile gösterilmesidir. Organizmanın, vücuda giren yabancı etkene karşı oluşturduğu Anti-HIV antikorlarını sentezlemesi için bir süre gereklidir; işte bu nedenle şüpheli bir temastan hemen sonra, bu testi yaptırmanın anlamı yoktur; çünkü, böyle bir yola baş vurulur ise, aranan antikorlar henüz oluşmadığından, virus ile temas edilmiş olsa bile, test sonucu “yalancı negatif” olarak belirlenecektir.HIV virusu ile infekte olduğunu düşünerek test yaptırmak isteyen kişilere, temastan 3 ay sonra test yaptırması önerilir. Bu süre antikorların sentezlenmiş olacağı yeterli süredir. Zaman içinde duyarlıkları artmış olan serolojik testler ile, temastan ortalama dört hafta sonra, Anti-HIV antikorlarını saptamak olasıdır. “Serolojik pencere dönemi” şeklinde isimlendirilen bu dört haftalık dönem sonunda eğer ELISA testi “pozitif” bulunur ise, bu durum kişinin virus ile temas ettiğinin göstergesidir; ancak gelişmeler sonucu duyarlıklarının yanı sıra, özgüllükleri de optimal düzeye yaklaşmış olan ELISA testlerinde, herşeye rağmen çeşitli nedenlere bağlı olarak “yalancı pozitif” sonuç alınması söz konusudur. Bu nedenle iki kez yinelenen ve ELISA ile pozitif bulunan kan örneklerinde, “ilave testler” ile durumun kesinleştirilmesi gereklidir. Bu amaçla en sık başvurulan test “Western Blot” doğrulama tekniğidir; yeterli özgüllüğe sahip olan bu teknik ile pozitifliğinin doğrulanması, kişide Anti-HIV antikorları bulunduğunun kesin kanıtıdır.
HIV tanısı amacıyla, Anti-HIV antikorlarının “hızlı testler” şeklinde tanımlanan yöntemlerle de araştırılması olasıdır. Ancak aynı reaktifler kullanılsa bile, ELISA esasına dayanan hızlı testlerde, non-spesifik bağlanmalardan kaynaklanan yalancı pozitifliği söz konusu olabileceği; özellikle kalite kontrolünün ve danışmanlık hizmetinin bulunmadığı ortamlarda (muayenehaneler, acil servisler veya bireylerin testi satın alarak bizzat evlerinde kullanmaları gibi) uygulanmalarının sakıncalı olabileceği görüşü ağır basmaktadır.
HIV tanısı için ELISA yönteminin yaygın olarak kullanımının yanı sıra, bazı durumlarda HIV-antijeni veya HIV nükleik asitinin araştırılması gereklidir. Virusun yapısal bölümlerinden biri olan p24 antijenini, yine ELISA tekniği ile kanda aramak olasıdır. Ancak, henüz antikorlar oluşmadan önce, temastan iki hafta sonrasından başlayarak dolaşımda p24 antijenine kuramsal olarak rastlamak mümkün ise de, yönteme bağlı duyarlık sorunları nedeniyle, antijen aranması erken tanı için uygun değildir. Buna karşılık, günümüzde hergün daha başarılı biçimde sürdürülen tedavi protokollerinin izlenmesinde, antijen testinden yararlanılabilir. Benzer şekilde “erken tanı” amacıyla,temastan sonra ortalama 10-12 gün sonunda HIV-RNA’sını moleküler biyoloji teknikleri ile (RT-PCR,b.DNA,NASBA…) göstermek olasıdır. Ayrıca Nükleik asit (HIV-RNA) araştırmalarını kantitatif olarak gerçekleştirmek, ve kısaca “viral yük” olarak tanımlanan virus miktar tayinini saptamak da mümkündür; bu uygulama, özellikle tedaviye seçilecek kişilerin belirlenmesinde, ve tedavinin etkinliğini araştırmada başvurulan önemli bir yöntemdir. Ayrıca kullanılan antiretrovirallerle direnç gelişiminin izlenmesinde; infekte anneden bebeğe bulaş riskinin ön görülmesinde; ve nihayet HIV infeksiyonlarından AIDS’e geçiş döneminin belirlenmesinde moleküler biyoloji yöntemlerinden yararlanılır.
Sonuç olarak; HIV infeksiyonlarının laboratuvar tanısı için, standart referans yöntemin ELISA ile Anti-HIV antikorlarının araştırması olduğunu; her ELISA pozitifliğin WB ile doğrulanması gerektiğini; ancak her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz özelliklerinin bulunduğunu ve nihayet göstergelerin evrim şeması gözardı edilmeksizin, belirli bir dönemde alınacak örneklerle en uygun testin kullanılması gereğini belirtmek gerekir. Ülkemizde de bir süreden beri, belli referans laboratuvarlarında kullanılan “viral yük” tayini ise özellikle antiviral tedavinin etkinliğinin belirlenmesinde gerekli ve yararlı bir testtir.
Posted on May 7th, 2008 by admin
Filed under: Zührevi Hastalıklar

Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.