Aids
HIV / AİDS epidemisi 1970’lerin sonu 80’lerin başında Kuzey Amerika, Latin Amerika, Karayibler, Sahra altı Afrika, Batı Avrupa, Avustralya ve Yeni Zellanda’dan başladı. 1980’lerin sonunda Kuzey Afrika, Orta - Doğu, Güney - Güneydoğu - Doğu Asya ve Pasifik kıyılarına yayıldı. 1990’ların başında siyasal değişimlerin de etkisiyle Doğu Avrupa ve Orta Asya’yı da etkilemeye başladı. Her biri kendine özgü niteliıi ve etkinliıi olan epidemilerin vardığı nokta artık pandemi olarak kabul edilmektedir.
Pandemi, ülkeleri / bölgeleri farklı şiddette etkileyerek son derece karmaşık bir hal almış, bir mozaik gibi farklı bir doku oluşturmuştur. Bu farklılaşmanın temelini sık görülen bulaş yolu, coğrafi yapı, HIV subtipleri, yaş, cins, sosyo-ekonomik koşullar, yaşam tarzı, HIV yayılma potansiyeli ve hızı gibi faktörlerdeki farklılıklar oluşturmaktadır. Global olarak HIV pandemisinin kıtalar arasında yayılmaya devam edittiğini; bununla birlikte HIV insidansının bazı ülkelerde düşmeye başladığını görüyoruz.
HIV / AİDS ile yaşayan kişi sayısı 1990 da 10 milyon iken 1996 ortalarında 27.9 milyona, 1999 sonunda 33.6 milyona çıkmıştır. HIV ile infekte kişilerin büyük çoğunluğu ( %95)
gelişmekte olan ülkelerde yaşamaktadır. Bu ülkelerde, fakirliğin yanı sıra sağlık sistemleri ve virüsün yayılmasını önleyecek korunma önlemlerini sağlayacak kaynaklar yetersiz olduğu için infeksiyon oranlarının artması beklenmektedir. HIV ile infekte toplam nüfusun % 70’i Sahra altı Afrika’da yaşamaktadır. Bu bölgede 23.3milyon kişi HIV den etkilenmiş, aileler dağılmış, genç nüfus azalmaya başlamış, üretim düşmüş durumdadır. Afrika’nın dışında epideminin en yüksek olduğu yerlerden biri Karayiblerdir. Orta-doğu, güneydoğu / doğu Asya’da da tehlike çanları çalmaktadır. Epideminin bu bölgede daha geç başlaması avantaj sağlamakla birlikte HIV ile yaşayan kişi sayısı 6.5 milyonu bulmuştur. Doğu Avrupa ve orta Asya HIV infeksiyonunun en hızlı yayıldığı bölgelerdir. Toplam olgu 360.000 olmakla birlikte, bu bölge 1999 yılında dünyanın en dik HIV infeksiyonu grafiğini çizmiştir.
Epideminin başlangıcından itibaren 16.3 milyon kişi AİDS nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Gelişmiş ülkelerde antiretroviral tedavinin AİDS’e bağlı ölümleri azaltmasına rağmen 1999 yılı, 2.6 milyon ölümle, epideminin başlangıcından beri ölümlerin en yüksek olduğu yıl olmuştur. Dikkat çeken bir nokta da gelişmiş ülkelerde AİDS’e bağlı ölüm hızının düşüşüdür. Amerika Birleşik Devletleri’nde AİDS’e bağlı ölümler 1996 - 1997 yılları arasında % 42 iken 1997 - 1998 yılları arasında yaklaşık % 20 civarındadır.
Epideminin baılangıcından bu yana 3.6 milyon çocuğun (< 15 yaş) AİDS nedeniyle öldüğü bildirilmektedir. Halen, 570 000’i 1999 yılı içinde hastalığa yakalanmış olan 1.2 milyon çocuk HIV ile infekte yaşamaktadır. Çocukların yaklaşık % 90’ına virüs doğumda veya daha sonra anne sütüyle bulaşmaktadır. Bu çocukların da % 90’ı Sahra altı Afrika da yaşamaktdır.
Risk grupları incelendiğinde, pandeminin başlangıç bölgeleri olan Kuzey Amerika, Latin Amerika, Batı Avrupa, Avustralya da ilk sırada erkek eşcinseller daha sonra İV uyuşturucu bağımlıları (İV-UB) yer almaktadır. Kuzey Afrika, Ortadoğu, Doğu Asya - Pasifik bölgesi, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da ise İV-UB ilk sırada yer almaktadır. HIV / AİDS olgularının Bahreyn’de 2/3’ü, İranda yarısı, Tunusda 1/3’ü İV uyuşturucu bağımlısıdır. Sahra altı Afrika, Karayibler ve Güneydoıu Asya’da yaygın bulaş yolu olarak sadece heteroseksüel korunmasız cinsel temas saptanmaktadır.
HIV 1’in yaygın olarak bulunan M grubunun 8 subtipi (A-H) ile yapılan çalışmalar virüsün dünya üzerindeki dağılımı, bulaş yollarının değerlendirilmesi ve epideminin nasıl yayıldığının anlaşılmasında bir ipucu yakalamak için önem taşır. Avrupa’da erkek eşcinseller arasında subtip B’nin yaygın olarak bulunduğu, diğer subtiplerin daha az olarak, heteroseksüel cinsel temasla infekte olmuş kişilerde görüldüğü saptandı. Amerika kıtasının tümünde, Avustralya, Yeni Zellanda, Endonezya, Filipinler, Tayvan ve Japonya’da da subtip B’nin hakim olduğu gösterildi. Tayland’da yaygın olarak subtip E saptanırken daha az olarak IV-UB da subtip B olduğu, bu suşun Myanmar (Burma), Malezya ve güney-doğu Çin’de ki İV-UB da bulunduğu gösterildi. Hindistan’da subtip C; Romanya’da subtip F nin hakim olduğu saptandı.
Türkiye’de HIV / AİDS olgularıyla ilgili bilgiler Sağlık Bakanlığı tarafından toplanıp açıklanmaktadır. Bilgiler, bu amaçla geliştirilen “D 86 formu” ile toplanmaktadır. Form, HIV infeksiyonu tanısı koyan doktor tarafından, Western-Blood doğrulama testi sonucu da alındıktan sonra doldurularak Sağlık Müdürlüğüne gönderilmektedir. Formda olguların açık kimliği yazılmayıp isminin ilk iki harfi / soyadının ilk iki harfi / baba adının ilk iki harfi / doğum yılının son iki rakamından oluşan şife kullanılmaktadır.
Türkiye’de ilk olgunun görüldüğü 1985’den 1999 sonuna kadar toplam 983 HIV/AİDS olgusu istatistiklere geçmiştir. Gerçek rakamın bunun çok üstünde olduğu tahmin edilmektedir. Bildirimdeki aksaklık ve ihmallerin yanı sıra HIV ile infekte kişilerin kendilerini gizlemeleri doğru sonuçların alınmasını engellemektedir. İlk 10 yıl içinde 458 (% 46.5) olgu saptnırken son 4 yılda 525 (% 53.5) olgu bildirilmiştir. Gelişmiş ülkelerde HIV / AİDS olgularının azalmaya başladığı 1996 yılından itibaren Türkiye’de görülen artışın ülkemizdeki tehlikenin habercisi olduğunu düşünmek yanlış olmaz.
Salgının başından beri 271 kadın, 712 erkek olgu bildirilmiştir. Olguların yaşları incelendiğinde yoğunluğun 20 - 50 yaş arasında olduğu (742 / 983, %75.4) dikkat çekmektedir. 50-59 yaş arasında 65 olgu, 60 yaşın üstünde 34 olgu bildirilmiştir. 19 olgunun çocuk yaş grubunda, 26 olgunun adolesan yaşta olduğu; 94 olgu için yaş tespiti yapılamadığı saptanmaktadır.
Bulaş yolu olarak en sık heteroseksüel korunmasız cinsel temas rol oynamaktadır. (477 / 983, % 48.5). Homoseksüel - biseksüel cinsel temas ve/ veya İV uyuşturucu bağımlılığı gibi riskli davranışlar 179 olguda ( %18 ) infeksiyonun bulaş yolu olarak tespit edilmiştir. Hemofilik 9 hastanın yanı sıra 37 olgu transfüzyonla, 11 olgu anneden bebeğe geçiş, 4 olgu nosokomial bulaş olarak değerlendilmektedir. Diğer taraftan, bulaş kaynağı saptanamayan 266 (%27) olgu mevcuttur.
En çok İstanbul’dan (516, % 52.4) daha sonra sırasıyla Ankara (163, % 16.5) ve İzmir’den (120 , %12.2) bildirim yapılmaktadır. Bunları 16’şar olguyla Adana ve Bursa izlemektedir.
Türkiye’de HIV / AİDS olguları henüz çok fazla olmamakla birlikte Doğu Avrupa’ da yaşanan hızlı artışı göz ardı etmemek gerekir. Eski Sovyetler Birliği’nde, epideminin başalangıcından bu yana bidirilen toplam olgunun yarısı 1999 yılının ilk 9 ayında saptanmıştır. Türkiye de böyle bir patlamanın eşiğinde olabilir. Bu nedenle başta eıitim olmak üzere gerekli önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Tayland’da başarılı bir örneği görülen, ülkedeki tüm sektörlerin katıldığı büyük bir kampanya ile Türkiye’ de HIV / AİDS sorununu daha fazla ilerlemeden durdurmak, belkl de eradike etmek mümkün olabilecektir.
KAYNAKLAR
1- UNAIDS and WHO. AIDS Epidemic update: Dec 1999.
2- UNAIDS and WHO.Report on the Global HIV/AIDS Epidemic. Dec 1997.
3- Phoolcharoen W. HIV/AIDS Prevention in Thailand:Success and Challenges.Science 280.1873-4, 1998.
4- UNAIDS and WHO.The Status and Trend of the Global HIV/AIDS Pandemic. Julu 1996
5- T.C. Sağlık Bakanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bulaşıcı Hastalıklar Daire Bşk. HIV/AİDS surveyans verileri, Aralık 1999.
Dr.Başak Dokuzoğuz
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Enf. Hast. ve Kl. Mikr. Kliniği
Posted on May 7th, 2008 by admin
Filed under: Zührevi Hastalıklar

Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.